Sevmenin tabakaları,muhabbet ,aşk ve dert olmak üzere üç derecedir:

-Muhabbet odur ki,mahbubunu görürse memnundur,
görmezse kaydında değildir.
-Aşk odur ki,mahbubunu görürse memnundur,görmezse mahzundur.
-Dert odur ki,mahbubunu görürsede mahzundur,görmezsede mahzundur.
(İ.Pala Kitab-ı Aşk)


"EY ORUÇ, TUT BİZİ!"

Hukuk felsefesi hocamız Prof. D. Yasemin Işıktaç derslerinden birinde demişti ki:

"Acaba Ramazan'da biz mi orucu tutuyoruz yoksa oruç mu bizi tutuyor? Gerçekten üzerinde düşünmeye değer bir cümle bu!"

Sanki doğru gibi söyledikleri.Ne dersiniz?
Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun efendim.Esenlikle!

böyle buyurdu nenem

Yağmırlık havanıng uykusu,
Poyrazlık havanıng guytusu...

Not: Bu başlık altında anneannemin komik, düşündürücü, halkın içinden kopup gelmiş ve yüzyılların tecrübesini taşıyan sözlerine yer vereceğim.  Hem de onun diliyle.Bu konuda tartışılmaz derecede atasözü, deyiş, mesel bilir ki ve bunları da öyle yerli yerince kullanır ki ağzınız bir karış açık kalabilirsiniz.İnşallah beğenirsiniz.Hatta üç nokta konmuş olanlarına yeni sonlar da ekleyebilirsiniz:) Bugün yağan yağmurun şerefine böyle bir söz geldi aklıma:)

        Günaydın Anne!

      Meraklanma kalkar kalkmaz kahvaltımı yaptım, çayımı içtim. Hatta bugün canım yumurtalı ekmek istedi. Yaparken aklıma sen geldin. Bir yumruk oturdu boğazıma. Bu sıralar çok duygusallaştım anne. Kusuruma bakma! Aslında biliyorum sana söylememeliyim, çünkü senin canın benden fazla yanar, bilirim. Ama dayanamıyorum işte bazen. Sakın endişelenme ağlamıyorum, gözüme toz da kaçmadı. Öylesine bi dertleşmek istedim seninle. 

    Bu insanları anlamıyorum, anlayamıyorum. Ne kadar empati yapmaya çalışsam da, yok olmuyor. Herkes neden böyle anne? Halbuki sen bana bir insanın ne kadar mükemmele yaklaşsa da toprak kadar  mütevazi olması gerektiğini öğretmiştin. Toprak her türlü tohumu sarar sarmalardı da ziyan etmezdi...?Dolgun başaklar başlarını yere eğerdi hani...?

   Bugün evdeyim. Hava çok sıcak. Sesini duyar gibiyim. Dışarı çıkarsam da güneş altında fazla yürümem. Dikkatli olurum, yanıma fazla para da almam. Yetecek kadar sadece... Ama insanlar ikiden fazla yüzlerini alıyorlar anne dışarı çıkarken artık.  Bir tanesi yetmeyecekmiş gibi...

   Sen bana beyazdan kanatlar takmıştın çocukluğumda. İşte ben onları oldukları yerden kazıdım anne. Acıttılar biraz, kanadılar. Ama daha fazla yapamıyorum onlarla. Zaman, mekan, ortam bunu gerektiriyor. Derdin ya hep gittiğin yerdekilerin gözü körse senin ki de kör olsun. Ben de gözümü kör ediyorum. Tamam tamam sen lafın gelişi öyle söylemiştin.


   Kızgınım insanlara anne! Hepsi nedense bulunmaz hint kumaşı olduklarını sanıyorlar. Ben de değilim; ama en azından öyle olmadığımın farkındayım. Eksiğimin gediğimin, yamalı olan yüreğimin...Hepsinin... Tamam başlama gene ne olur, senin için biliyorum dünyadaki herkesten daha fazla önemli olduğumu; hatta kendi canından bile fazla kıymet atfettiğini. Ve bunun benim için ne kadar paha biçilemez olduğunu da...


    Bir çocuk doğuyorsa eğer, Tanrı insanlıktan umudunu kesmemiştir derler oysa ki... Tanrı kesmese de ben kesmek üzereyim anne.Neyse annecim öpüyorum kocaman. İyi geldi seninle konuşmak her zaman olduğu gibi. Silme gözyaşlarımı kalsın. Senin yüzünü hatırlatıyorlar onlar.Tamam, takmam kafama. Unuturum hepsini. Tamam tekrar güvenmeye de çalışırım. Açmam yüreğimi herkese tamam, oyuncak da ettirmemeye çalışırım. Hadi sağlıcakla kal!


   

bir varmış bir yokmuş


     9 Temmuz 2010(günlüğümden)
      
      Odamda oturuyorken aklıma birden eski zamanlar geldi. Daha henüz çok büyümediğim ve kalbime, gözlerime kötülüğün gölgesinin düşmediği zamanlar...

      Sokağın çıktığı yol olan eski tren yolunda önceleri yaşlı bir kireççi amca geçerdi. Gözleri yaşlılıktan mı yoksa kirecin tozundan mı bilinmez kırmızı kırmızıydı. Biraz ürkütücüydü ama kesinlikle itici değildi. Bizim buralara has yaşlıların giydiği şapkalardan takardı. Beli de hafifçe eğikti. Sanki olanca dünya yükünü taşı(r)mış gibi... Onca yaşına rağmen hala çalışıyordu. Geliri yoktu muhtemelen. 
      Çocukları var mıydı bilmiyorum ama o haliyle çalışmasına izin veriyorlarsa pek de hayırlı evlat değillerdi herhalde. Gerçi bazı kimseler başkalarına muhtaç olmamak için kimseden, kendi çocuklarından bile, yardım almıyorlar ya orası ayrı tabii.

      Eski tren yolu o zamanlar yuvarlak yuvarlak taşlarla döşeliydi. Bisikletle üzerinden giderken hiç mi hiç hazzetmezdim. Bu amcanın da bir at arabası vardı. Sesi kendinden miydi yoksa sağında solunda zil mi vardı arabanın o kadarını bilmemekle beraber bizim sokağın ağzından geçerken değişik şıngır mıngır bir ses duyulurdu. Amca sokak sokak gezer  "KİREEEEEEEEEEEEEEEEÇ" diye ince ama her yerden duyulan bir sesle bağırırdı. B. Köyü'ndeki kireç ocağından alıyordu herhalde kireçlerini. Ben bile kaç sefer kireç almıştım bu amcadan. 
 
    İşte bu amcaya aklım takıldı. Nerelerdedir acaba? Hala yaşıyor mu? Yoksa Hakk'ın rahmetine mi kavuştu?
    Hayat işte, bir varmışsın bir yokmuşsun gibi oluyor.

NOT:   Kireci elleri deldirmeden bir kova yada daha geniş bir şey içinde   söndürmesi olurdu. Fakat bu fokur fokur işlem sırasında dikkat etmek gerekir. Mazallah kaydığı vakit deride fena yanıklar oluşturabilir. Bu işlem de bittikten sonra ver elini yaz temizliği:)

oy oy

  Dünden beri üzerimde bir kırgınlık...Elimi ayağımı oynatmaya mecalim yok. Ateşim de mi var ne? Arasıra yokluyor sanki. Bir ateş basıyor soyunuyorum,bir soğuk geliyor giyiniyorum. Kafam da ağrıyor. Tansiyonumda da mı bir dengesizlik var acaba? Yatarken kalkarken resmen etrafı süsüyorum.
   
   İstanbul'un havası yaramadı. Çok da üşüyorum. Yaz gününde pencereyi kapıyı kapatıyorum, Kışlık hırkamı da giyiyorum, öyle oturuyorum evde.
Görenler ulemanın şaşkını hırka giyer yaz günü diyecekler. Sen koskoca kışı gayet sağlıklı geçir gel şimdi yaz ortasında hasta ol!

    Hani hastalığın güzel bir tarafı da vardır, eğer size bakacak birisi varsa tabi. Naz yapabilir, önünüze her geleni reddetme hakkına sahip olabilirsiniz. Bir dediğiniz iki edilmez. Maalesef ki burda o lükse sahip olmadığım için ev arkadaşlarıma ses çıkartmamaya çalışıyorum. Sızlanmaktan da hiç hazetmiyorum işin doğrusu. Çorbamı bile alelacele kendim yaptım dün.Gurbette hastalık çekmesi de zor vesselam:)

tatil notları


     İşte karşılarınızda en büyük görkemiyle Midilli!
     Bu sıralar herkes tatil yazıları yazmış. Benim neyim eksik  deyip başladım yazmaya.Ben de yeni bitirdim tatilimi. Şimdi tekrar İstanbul'un gürültüsü ve patırtısına kulak veriyorum. Ama bi yandan da seviyorum bu kadim şehri. Garip bir his, hem sevmek hem de nefret etmek.

   İşte bu da Assos'taki Athena tapınağı. Hakikaten de görülmeye değer bir manzarası var. Ayrıca Aristo'nun da burda ders verdiğini es geçmemek gerekir. Sonrasında Antik tiyatroya da dar, kıvrımlı ve dik bir yamaçtan indik ama Assos Festivali var diye almadılar. Söylene söylene geri döndüm. Adamlar da  acayip acayip bakıyorlar bana. Çekinmiyorum lafımı... Saat 5 bile olmadan müzeyi kapatmak çok saçma. Antik Assos limanına tesadüfen gittik diyebilirim. Ancak nedense orda oturup da deniz ve Midilli manzarasına karşı bir çay içmek hiç aklımıza gelmedi. Arabayı o yoldan nasıl çıkaracağımızı düşünüyorduk anlaşılan. Ondandır ondan!


   Böyle da sanatsal bir çalışma çıktı işte ortaya. 
   O değil de Behramkale köyü hakikaten de ilginç bir yere kurulmuş. Taş evleri, ufacık ama yeşillikle dolu ve serin bahçeleri, mükemmel manzarası...


Tabii günümüzün sonrasında Kadırga Koyu'na gidip tertemiz suda yüzmek, en keyiflisi idi herhalde.
Rüzgarın en delibozuk olduğu yerde çocuklar gibi uçmadan olmazdı:) Ama zayıf bi adam olduğum için beni geri geri atıyordu rüzgar:)


   Evet bu benim:)Taytanik de yaptım kendi çapımda:))
   İyi ki diyorum, Allah beni bu yerlerde yaratmış; seviyorum memleketimi. Ufacık ama sevimli şehirlerini. Tam ben geçerken susup da arkamdan seslerini duyduğum dedikodumu yapan ve bana kız bulmakla meşgul işsiz güçsüz teyzelerini. Mahalle kahvesinin önünden geçerken insanlar baktığı için utanan, sıkılan kendimi de seviyorum.:) Beni her ne kadar geç kaldıkları için kanser etseler de mahalle arkadaşlarımı da seviyorum. Her akşam bizde toplanıp batak çevirmeye de bayılıyorum.:)  Gündüzleri öğlen 12 sıcağına rağmen bir türlü bronzlaşmak bilmeyen ve iki gün güneş görmeyince tekrar açılan tenimi de seviyorum:)


    Tek katlı ve bahçeli; mandalina,üzüm, greyfurt, erik kokulu bahçesinde oturup ailecek yemek yemenin keyfini de seviyorum. "Lanet olasıca sizi sivrisinekler!yediniz bitirdiniz beni" diye söylenmeyi de seviyorum. Babamın bahçedeki kovanlarından her akşam ışığa gelen ve yorulana, hatta yanana dek etrafında dönen zavallı arıyı da seviyorum.

   Ama tekrar bunlardan sıyrılıp da buraya gelmeyi sevmiyorum:)


   Şaka bir yana sanırım ben hem yaz mevsimini hem de hayatın kendisini seviyorum:)

Dinle



    Şimdi ben okulu uzattım ya ikinci sefere, babam bunu bi türlü kabullenemedi. Eee tabi adamı sen şimdiye kadar hep başarıya alıştır, üniversiteye gelince de tam anlamıyla çuvalla; adam haklı tabi. İşte bundan dolayı babamın işyerine böyle biraz eğitim dünyasıyla ilgili kim gelirse gelsin hemen beni arayıp: " Bak burda filanca kişi var, senle konuşmak istiyor;gel de bi konuşun" der. Ben giderim adam bi yığın soru sorar ben sıkılırım. Bu durum epeyce bir gerçekleşti.

    Geçen memlekete gittiğimde de gene beni aradı. Aynı tablo tekrar etti. Ben çıldırdım tam o sıra, aniden bir öfke kabardı yüreğimde. Önü alınmaz taşkın bir baraj suyu çılgınlığıyla: " Ööfffff yeter be! Kabullen artık okulu uzattığımı. Şu insanlar da ne meraklı arkadaş. Size ne benim okulun bitip bitmemesinden. Ben can derdindeyim kasap et derdinde!" diye bağırmak geçti içimden telefonda. Ama sonra her zaman olduğu gibi tek kelime bile etmeyip sustum.Yemedi kısaca:))

   Neyse ki şükür bazen susmak işe yarıyormuş.Bunları söyleseydim pek muhtemeldir ki, hatta kesinkes babamın kalbini kırmış olacaktım. Bu da bana dert olacaktı sonradan. İçim içimi kemirip duracaktı. İyi ki birşey dememişim. Hem babamın tanıştırmak için çağırdığı kişi de iyi bir insanmış. Babamın kabullenmesi için birşeyler söyledi filan. Beni sıkıştıracak laflar etmedi.

    Sanırım neden bazı büyülü kitapların "Bişnev!Dinle!" diyerek başladığının sırrı ayan etmiş oldu. Bazen susmak ve dinlemek gerekir.Sustuğum, öfkeme hakim olduğum için kendi kendime minnetarım. Evet, aynı zamanda megalomanım:)

Evet yazacak çok şey birikmiş. İçim kıpır kıpır nedense:)

kısa bir an


   Tarih:21 Haziran 2010, 
  Saat:19.00, 
  Yer:Memleket/ Odam

   Odamın tam karşısındaki komşunun duvarına, odamın çatısının üzerindeki elektrik direğine büyük bir hırsla tırmanmış asmanın akşam güneşiyle dansının gölgesi vuruyor. Ders çalışmamak için binbir bahane üreten ben, kafamı fotokopi kitaptan kaldırır kaldırmaz haylazca gülen bu gölgenin oyunlarına kapılıp gidiyorum. Türlü türlü haylazlıklarla adeta bana iki gün sonra olan sınavımı unutturmaya çalışıyor. Kah bir denizatının miskin kıvraklığı kah en fantastik edebiyattan fırlama şu birleşikparça-binbiryama hayvanlar beliriveriyor gözümde.
   Az önce Kartal kafalı, uzun tırnaklı, elleri olan bir ejderhaya dönüştü. Kanat çırpıp odamın camının içinden içeri giriverecek gibi... Sonrasında fil hortumu olan, leopar kulakları ve yine kanatlı iki ayağı üzerine dikilmiş garip bir yaratık...

  Şaşıyorum; gözlerimin ve beynimin oynadığı oyuna.
  Ve tekrar gerçek dünyaya ayak basıp dersime dönüyorum.

Not: İki dersten birinden geçip birinden kalmıştım.O yüzden tekrar İstanbul'a geldim. Sınavım da şükür ola ki iyi geçti. Hocalar bir pislik yapmazlarsa bu dönemi tarihin tozlu sayfalarına  gömeceğim:)Bir kaç gün arkadaşlarla takılıp tekrar döneceğim. 

Öküz sevgiliye mektup


                Sevgili SEVGİLİ,
       Ne olur ikileme yaptım diye kızma, aman kızsan da umurumda değil.Bu günlerde üzerimde bi hassi.tir havası var zira!Sen bu satırları okurken ben çoooooook uzaklarda olacağım.Sakın arkamdan gelmeye kalkışma döverim.

 Şimdi tatile çıkıyorum.Tamam resimdeki Santorini adası olabilir ve ben belki rüyalarımda bile orayı görmek için paraya ihtiyaç duyabilirim.Sorma rüyada para olur mu diye! Olur belki benim rüyam değil mi! Sinirlendirme adamı döverim heee! Ama benim evimde Yunan adası olan Midilli'yi görüyor olabilir ve ben ciğerci kedisi gibi sadece bakmakla yetiniyor olabilirim. Ama bundan sana ne? Sonuçta Ege mi Ege arkadaş.

    Sınavlarım kötü geçti diye bana kıçınla güldüğünü söylüyorlar. "İki dersi var ama onları bile becerememiş kalacakmış" diyormuşsun arkamdan. Aldırtma elime kızılcık sopasını! Rezillik ettirme bana çok pisleşirim  bak! Kimse bilemez en son gülen kıçtan hangisinin en fazla kahkaha atacağını ve ses çıkaracağını! Duysan sen bile şaşarsın!


   Uzun zamandır blogu da boşlamış yazacak şey bulamıyormuş dedikoduları çalındı kulağıma. Mahalle dedikodusu uydurma malum bi yerlerinden. Eşeği suya yollatma, çünkü uzak bir çeşmeye yollarım bak, demedi deme! Biraz yoğundum son zamanlarda.Yazamamış olabilirim ne var bunda hem!Evet biraz sıkıntı yaşadım konu bulmakta.Ahanda burda söylüyorum öyle sağda solda laf etme! Sınavlar vardı tamam biraz boşladım.benim felsefem değil  "ne olursan ol gel!" Adam ol da gel!

    Gidip sensiz bir tatil yapayım Ey Kaktüs dilli Sevgili! Güneşlenmeye, denize düşmeye şöööööyle sahilde kumlar üzerinde "petrol çıkardın Allah cezanı...." espirileri eşliğinde arkadaşlarımla uzanmak istiyorum.Kaz dağlarına çıkıp bi tracking yapacağım. Bakarsın derince bir yer bulursak mahalle şoparları gibi dereye de gireriz. Mangalı hiç sorma bile, elbette ki yapacağız.

 Neyse benden bu kadar Donuna yandığım! Uzunca bir süre görüşemeyebiliriz, görüşedebiliriz,garanti veremem. Bütünlemeler var malum. Kalmamayı umut etsem de kaderden kaçılmayabilir! Henüz pederle verilmesi gereken bir savaş duruyor evde. Aduket ile bana uçan tekme savurabilir:) İletişimde kalmaya devam et! 
  Hadi ellerinden gözlerinden ve bilimum yerlerinden öpüyorum...


En dibe not:Seni kıskandırmak ve hazır yaz gelmişken öten cırcır ve ağustos böcekleri gibi orta yerinden çat diye çatlaman için gelsin bu şarkı:
http://fizy.com/s/103cpf


   

wibiya widget